| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
İzmirden bakış... aus İzmir.
2 "davos" etiketi kullanan gönderi "davos" etiketi kullanan diğer içerikler resimler, videolar

DAVOS GERÇEĞİ

   DAVOS PROTEST              
Hafta Sonu 14.02.2009

Davos’ta çevrecilerin ahlaksız ödülü!

METE KIZIKazete davossssss

Bu yıl bir hafta boyu süren oylamaya internetten 10 bin 331 kişi katıldı. Altın işletmecisi, kollarını Türkiye’ye de uzatan Newmont Mining ve Bernischen Kraftwerke (BKW) bu yılki ödülün sahibi oldu!

Davos Dünya Ekonomik Forumu (WEF) dünyanın dört bir yanından bakanlar, bankerler, sömürü düzeninden yana güçlerin dayanışmasıdır. Geleneksel olarak istakoz ve havyar yenilip vur patlasın çal oynasının yanında, nasıl daha fazla kar edebiliriz, nasıl birlikte daha iyi ticaret yapabiliriz derdindeki firma, şirket temsilcileri ve bürokratların buluşmasıdır Davos toplantısı aslında...

Bu yıl kriz nedeniyle 40a yakın ülke temsilcisi, bin dört yüz dolayında ekonomistin katıldığı zirveye Türk medyasında yansımayan farklı bir gözle bakalım isterseniz. Aralarında kötü şöhret sahibi firma ve temsilcilerinin de yer aldığı Çok Uluslu Şirketler (ÇUŞ) Davos toplantılarının müdavimlerini oluşturur. Her şirket üye olamaz. WEFe üyelikte firmalar için yıllık 1 milyar dolar ciro, bankalar için 1 milyar dolarlık sermaye birikimi koşulu aranır. Yıllık üyelik ödentisi 37 bin 600 dolar. WEF üyeleri arasında bin büyük ÇUŞ bulunuyor. Bunlardan 500ü dünyadaki toplam ticaret cirosunun yarısını gerçekleştiriyor. Buna karşın yarattıkları istihdam ancak yüzde bir düzeyinde. Forum katılımcıları ve destekçileri Davos ruhu olarak aralarındaki işbirliğini tanımlıyor.

Öte yandan bu Davos ruhuna karşı olanlar da var. Her ne kadar Türk medyası forum karşıtlarını ciddiye almasa da Davos buluşmasının diğer kesimi de zirve karşıtlarıdır. Anti-Davosçular oyun bozanlardır. Bundan ötürü 2003 yılından beri deniz yüzeyinden bin 600 metre yükseklikteki bu kayak köyüne girmeleri kesinlikle yasaktır. Çünkü eylemcilerin dahiyane fikirleriyle güvenlik güçleri başa çıkamamaktadır.

Nasıl mı?

Tanık olduğum bu eylemi anlatayım. 2002 yılında Davos zirvesinde göstericilerin köye girişine sadece 15 kişilik temsilci gurubuyla izin verildi. On bine yakın protestocu sokulmadı. Emniyet müdürü pazarlıklar sonucu 15 km uzaklıktaki bir çiftlik evi çevresinde eylemci kampına izin verdi. Bunun üzerine hemen çadır kent oluşturuldu. Güvenlik güçleri yine de asfalt yolu tamamıyla kontrol altında tuttu. Eylemciler yeni planları devreye soktu. 500 kişilik kayakçı gurubu oluşturuldu. Greenpeace ve eylem komitesi Baselden bir konteynır dolusu kayak malzemesi getirdi. Ertesi sabah, zirvenin ikinci günü, Davosu çevreleyen altı dağdan kayarak inen 500 eylemci toplantıyı bastı. Şirket temsilcileri protesto edildi, küresel sömürüye ve doğanın kar için talan edilme politikalarına dikkat çekildi. İşte Kayakçı Mafalda böylece bir yaşayan simge olur Davosta.

SAKINCALI BASIN

İşte o tarihten beri Davosa zirve süresince 4 gün boyunca hiç kimse davetiyesiz giremez. Böylesine demokratik ortamda Davos ruhuyaşanır... Çünkü toplantıyı izleyecek muhabirler bile aylar öncesinden akredite olmalıdır. Hatta sakıncalı basın görevlileri bu toplantıları izleyemez. Bizim basının da öve öve bitiremediği Davos ruhu tuz ruhudur karşı sesler için... Geçen yıl, Türkiyenin zirvenin son gününü üstlenmesi çok büyük başarı ve itibar olarak yazıp çizilmişti. Oysa üstlenilen görev, kapanış eğlencesinde konuklara döner kebab sunmak ve törenin müzik kısmını üstlenmekti. Tabii bunu yazan kalemlere rastlanmadı.

Son yıllarda artan tepkiler ve kötü imajı nedeniyle bu toplantılara basın, bilim, kültür ve müzik dünyasından tanınmış isimler de çağrılıyor. Geçen yılın şeref konuğu Şilideki solcu Allende iktidarının devrilmesinde ve İtalyada Gladyo yapılanmasında önemli rol oynayan eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissingerdi. Bu kanlı elin de katıldığı toplantıların bu yılki davetlileri arasında Fazıl Say da vardı ne yazık ki... Keşke aynı tarihte Belemde yapılan Dünya Sosyal Forumuna katılsaydı sanatçımız...

Gelelim önemli bir ayrıntıya.

Küreselleşme karşıtı gruplardan ATTACtan Alexis Passadakis,Orada toplanacak kişiler, küresel mali krizin oluşmasında öyle ya da böyle etkili olmuş kişiler. Toplanıp, gereken paranın zaten yıllardır dünya ekonomisinin yükünü sırtında taşıyan halkın cebinden çıkması için çözümler arayacaklardiyerek manzarayı özetliyor.

Davos protestocuları arasında iki gurup var; diyalogcular ve uzlaşmazlar. Aralarında ATTAC, Greenpeaceninde yer aldığı bazı kuruluşlar, küresel sömürününün temsilcileriyle diyalogdan yana. Ancak Davos forumunda konuşabilmek için 11 bin avro ödemek zorundalar. Greenpeace liderlerinden Gerd Leipold, İsviçrenin WOZ gazetesine verdiği demeçte şöyle açıklıyor:

Diyalog; protesto eylemlerimizin bir parçasıdır. İki yıl önce Mc Donalds şubelerinde gösteriler düzenledik. Tavuk kılıfları giyerek protestolarda bulunduk. Çünkü Amazon bölgesinde kesilen ağaçların yerine dikilen soya çekirdeklerinden tavuk yemi yapıyorlardı. Bunun üzerine Mc Donalds bizle işbirliği yaparak tahıl firmalarına baskı yaptı ve sonucunda Amazonların bir bölümü kurtuldu. Mc Donalds işbirliği olmasaydı bunu başaramazdık.

Diger bir gurub WEFçilerle diyalog kapitalizmle uzlaşmak demektir. Uzlaşma yok, kapitalizmi yıkmak gerekir!diyenler. Bu kesim anarşist, sosyalist, radikal çevreci, sol ökonomist ve anti-kapitalist guruplardan oluşuyor. Bu çevrelerin oluşturduğu Başka bir Davosplatformu ise durumu şöyle özetliyor :

Dünyadaki yoksulluğun adaletsizliğin, sömürünün temsilcileri yine Davos’ta buluşuyor. Kendileri tarafından yaratılan küresel ve yerel krizlerin faturasını kısa ve uzun vadeli projeleriyle halklardan çıkartmak istiyor. Bu çok büyük soygun ve hırsızlık çetesine karşı çıkıyoruz. Onlarla uzlaşmayı, masa başına oturmayı ret ediyoruz.

SUS PAYI SADAKASI

Manzara böyle.

Diyalogcular da uzlaşmazlar da, tepkilerini her yıl zenginleştirerek sürdürüyor. İsviçre Greenpeace ve EvB örgütünün Küresel Kamu Gözü Ödülü bu yıl dokuzuncu defa verildi. WEF katılımcıları arasındaki en ahlaksız, çevre ve sosyal yapıyı bozan şirket, ödülü hak ediyor! Bu yıl bir hafta boyu süren oylamaya internetten 10 bin 331 kişi katıldı. Altın işletmecisi, kollarını Türkiyeye de uzatan Newmont Mining ve Bernischen Kraftwerke (BKW) bu yılki ödülün sahibi oldu!

ABD firması Newmont Mining Ganada dağları tepeleri altın için delmeye hazırlanıyor. Altın uğruna 11 bin kişi yerlerinden yurtlarından edecek, siyanürü doğaya bırakacak. Şimdiden bazı zengin köylülere sus payı sadakası veriyorlar bile. Diğer ödül sahibi İsviçre firması kömürden elektrik üretecek, soluk almamız güçleşecek...

Hemen aklımıza bizdeki o melun şirketler geliyor değil mi?..

http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&kid=21&hn=36918

mailto:metekizik@cumhuriyet.com.tr?subject=YoreNet e-MEDYA ${TARIH}-${YAYIM_ADI}-${HKODU}


     
 
 

G8 YENİ FELAKETLERİ GETİRİYOR

hoca

Küreselleşme karşıtları zirveyi protesto edecek...

G-8 yeni felaketleri getiriyor

Alman lider Merkel, G-8 zirvesine ev sahipliği yapıyor. On binlerce güvenlik görevlisiyle önlemler alındı. Küreselleşme karşıtları protestolarını bir haftaya yayma planları yapıyorlar. Çin ve Hindistan'ın ekonomik yükselişi büyükleri kaygılandırıyor.

Mete KIZIK

G 8 (büyükler 8) olarak adlandırılan, ABD, Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere, Kanada, Japonya ve Rusya'nın devlet ve hükümet başkanlarından oluşan zirve, Almanya'nın Heiligendamm köyünde, 6-8 Haziran günleri arasında yapılıyor.

Almanya Başbakanı Merkel'in ev sahipliğindeki zirvede on binler, G8 ülkelerinin dünya kaynaklarını, doğayı ve insanları talan eden neo-liberal politikalarını protesto edecek. 1-8 haziran arasında "Zirve Direniş Haftası" gerçekleştirilecek. Panel, miting, yürüyüş, konser, kültür sanat etkinlikleri ve protestolarla ezilenlerin gerçekleri yansıtılacak.

KARŞI ÇIKIŞLAR

Son yıllarda artan duyarlılık ve militanlılıkla neoliberal küreselleşme politikalara karşı çıkan sosyal eylemler, dünyayı etkileyen boyutlara ulaşıyor. Seaatle'de başlayan, Prag, Davos, Salzburg, Cenova, Barcelona ve Florenz'de yüz binlerin eylemlilikleriyle destek verdikleri "farklı bir dünya mümkündür, farklı bir dünya yaratmalıyız" şiarları, insanlığa dayatılan neo-liberal küreselleşme politikalarına karşı çıkışın somut yansımasını oluşturuyor.

Özellikle Latin Amerika'da onlarca yıldır Dünya Ticaret Teşkilatı (WTO), Uluslararası Para Fonu (İMF), Dünya Bankası (WB), Kuzey Atlantik Savunma ve İşbirliği Teşkilatı'nın (NATO) politikalarına karşı çıkılıyor, bu kurumlarla ilişkiler kesilip, yöneticileri sınır dışı ediliyor. Bu kurumların kabullenmişliği, ciddi zarara uğratılıyor. Kökü dışarıda "Vaşington politikaları", yüksek sesle eleştirilmeye başlanıyor.

Öte yandan G8 zirve protestoları kriminal bir çerçeveye oturtulmak isteniyor. 9 Mayıs'ta Almanya çapında 1000 polisin katıldığı bir operasyonla 40 dernek lokali ,ev, işyeri arandı. Polis, bu kuruluşları "terörist örgütlenme" kapsamında değerlendirdi. İlginçtir ki, bu "terörist örgütlenme" savları tam da G8 Zirvesine denk düştü.

Öte yandan zirve için 128 Milyon Euro dolayında bir harcama söz konusu. Zirvede 60 bin kişilik güvenlik personeli ve özel koruma birlikleri görev alacak.

ALMAN EKONOMİSİNE BAKIŞ

Dünya ekonomisi güçlü bir şekilde gelişiyormuş. Tabii ki bu gelişme milyonlara refah getirmiyor. Bu büyümeden karlı çıkanlar ÇUŞ (Çokuluslu Şirketler), finans spekülatörleri ve G8 ülkeleri oluyor. Alman işverenleri ve Alman politikacıları bu yükselen eğilimi, büyük bir hoşnutlukla karşılıyor. Almanya Başbakanı Merkel "Globalizasyon tüm ülkelere gelişme ve herkese yaşam standardı için büyük şanslar sunuyor. Biz bu şansın farkında olmalıyız ve bunu kullanmalıyız" diyerek, küresel sömürüdeki Almanya'nın bakış açısını sergiliyor. (24 Mayıs 2007 tarihinde ki hükümet açıklaması.)

Bu şansın farkında olan Almanya 2006 yılında "dünya ihracat şampiyonu" unvanına sahip. Bu unvan, sosyal demokrat Schröder zamanından buyana uygulanmaya devam eden HARTZ (kemer sıkma politikalarından) kaynaklanıyor. Ancak en önemli gerçek bu politikalar sonucu zenginlerin daha da zengin, yoksulların daha yoksullaşması. İşsizlik, özellikle genç işsizlik, sağlık, eğitim, çalışanların ücretleri, emekliler gibi geniş yığınlar olumsuz bir süreç yaşıyor. Bu artan bir avuçların zenginliğine rağmen Alman işverenleri geleceğe endişeyle bakıyorlar. Çünkü, Çin ve Hindistan'ın ekonomik gelişmeleri onları ürkütüyor. Bu arada Afrika'daki sömürü ve talan politikalarını daha da artırmak istiyorlar. Bu yakınmalarını Heiligendamm G8 zirvesinde de dile getirecekler.

Almanya dünya ihracatçı ülkelere arasında zirveye ulaşırken, ABD'nin dış ticaret açığı büyümeye devam ediyor. 2006 verilerine göre ABD, 764 milyar dolar dış alım yapıyor. Bu oranın üçte birlik dilimi, Çin ticaretinden oluşuyor. Bu ticaretten karlı çıkan Çin'in merkez bankasında tuttuğu dolar rezervi, bu yıl için 200 milyar arttı. Çin, toplam rezervini 1.200 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor. Çin'in dış ticareti 2006 yılında yüzde 74 artarak 177 milyar dolara ulaşıyor ki bu büyüme ile iki sene sonra dış satımda Almanya'yı geçeceği anlaşılıyor.

G-8 ZİRVESİNE DOĞRU

Batının ekonomi gazetelerindeki yazılara göre G8 ülkeleri üç koldan küresel savaş içindeler:

"Refah dünya savaşı, enerji kaynakları savaşı ve klima savaşı"

Bu çerçevede şu ana başlıklarda katılımcılar kararlara varacaklar.

Hindistan ve Çin'in ekonomik büyümeleri.

Afrika üzerinde yeni koloni planları

Enerji kaynakları üzerinde denetim ve paylaşma taktikleri ve stratejileri.

ÇİN'İN GELİŞMESİNİN YANKILARI

G8 ülkelerini rahatsız eden konuların en başında Çin geliyor. Günün birinde Çin sahip olduğu dolarlarının büyük kısmını elinden çıkarsa ne olur? Bu soru, dünyayı talan eden ülkelerin temel kaygısını oluşturuyor. Böyle bir durumda dünya ekonomisinde çok derin etkilerin doğması büyük olasılık.

Bu nedenle bu yılki G-8 zirvesinde Çin'den elinde bulundurduğu ABD Dolarları konusunda "sorumluluk" bilinci ile davranması talep edilecek. Ayrıca para birimini ayarlaması da istenecek. Bunun anlamı ithalatın pahalılaşması ve G-8 ülkelerinin yapacağı ihracatın ucuzlaması.

G-8'ler Çin'in uluslararası ticaretteki artan önemini düşürmeye çalışacaklar. Peki bu nasıl formüle edilecek?

Milyonlarca insana ve medyaya. Avrupa ve sömürücülerin her zamanki ikiyüzlülüğü ile zirve toplantısının sonuç bildirgesinde "çalışanların ücretlerini yükseltmesi, emeklilik sistemini yerleştirilmesi, Yuan'ın değerini ayarlaması ve yabancı sermaye önündeki engelleri kaldırması talep edilecek. Güya ilk başında olumlu izlenim bırakan bu yaklaşımın altında kapitalist sistemin kendi varlığını sürdürebilme alanının korunması ve genişletilmesi planlarının yattığı hemen fark ediliyor.

G-8 ülkelerinin zirve gündemine getireceği "sınır ötesi evlilik" koşullarında Çin'den engelleri kaldırılması da talep edilecek. Yani yabancı şirketlerle evliliğin sağlanması ayrıca çoğunluk hisselerinin yabancılara satışındaki engellerin yok edilmesi dayatılacak.

"Çin çok bilinçli bir dış politika uyguluyor" diyen Angela Merkel "yatırım koruması" başlığı altında bu ülkenin uluslararası patent anlaşmaları yasasına ve kopya üretime engel getirmesini de istiyor.

Çünkü Alman ekonomi çevrelerinin raporlarına göre kopya ve patent haklarının korunmaması nedeniyle Alman ekonomisinin yıllık zararı 25 milyar doları buluyor. Bunun dünya çapında toplam etkisinin 120 milyar dolar olduğunu belirtiliyor Almanlar.

Sömürü ve talan politikalarının tamamıyla engelsiz olmasını planlayan G-8 ülkeleri bu amaçla "az gelişmiş ülke" hükümetlerinden devlet yönetimlerini iyileştirilmesini ve bürokrasinin azaltılmasını isteyecek. Az gelişmişlere dayatılan diğer bir konu da AIDS ile mücadelede etkin rol oynamaları. (Bu arada hemen Güney Afrika hükümetinin AİDS ile mücadele için geliştirdiği ilacın Amerikan tekellerince patent sorunu yüzünden engellenmesini, Mandela yönetimi sırasında hastaların kullanımına sunmasını hatırlayalım.)

AFRİKA PLANLARI

Kapitalizm insanı yok etmeye ve 'kar'a yönelik bir sistem. Onlara göre para ve kar için her yol denenmeli, ve yaratılmalı. Bu nedenle yüzyıllara uzanan sömürünün yeni biçimi olan neo-liberal politikalar, Afrika kıtasından da yeni beklentiler içinde. G-8 zirvesinde Afrika kıtasından "yatırımlar için cazip ortam yaratılması" talep edilecek. Yüzyıllardır talan edilen bu kıtadan şimdilerde daha fazla yeraltı ve yerüstü kaynaklarını, emeklerini kapitalist sistemin devamı için daha fazla açmaları istenecek. Bunun formülü de "Afrika'da yoksulluğu kaldıralım" olacak. (Bernd Pfaffenbach, Almanya Ekonomi ve Teknoloji Bakanlığı Sekreteri) Bu niyetlerinin arka planında yatan ise Çin'in Afrika ülkelerine kredi vermesi.

G-8 ülkelerinin zenginliğini korumak ve gelişmesini sağlamak için enerji oldukça hayati bir öneme sahip. Rusya, Beyazrusya, Ukrayna, Kazakistan ve diğer ülkelerdeki iç huzursuzluk ve uluslararası kışkırtmalar, enerjiyle direkt ilgili. Bu nedenle zirvede ortak bir "enerji stratejisi" de gündeme getirilecek. Milyonlara ülke çıkarlarını korumak adına gerekirse askeri operasyonlar ve hükümet değişikliği yaptırtmanın ne kadar yaşamsal önem taşıdığı mesajı verilecek.

YENİ SÖMÜRÜ ARACI İKLİM

Kapitalizm doğayı da hoyratça kullanıyor. Kar ve sermaye için çevre düşmanlığı sürüyor. Dünya iklimindeki değişiklikler artık gündelik yaşantımıza girdi. Artan iklimsel tehlikeler ve milyarların tehlikenin farkına varmasıyla birlikte G-8 ülkeleri bunu da sömürü aracı olarak kullanmak için projeler geliştiriyor. Özellikle gelişmiş sanayi ülkelerinde, atom santrallerinin yok edilemez atıkları yoksul ülkelere daha çok ihraç ediliyor.

Denizlerde açılan petrol kuyuları, tanker faciaları, savaşlar, nükleer denemeler, sanayi bacalarının ve araba egzozlarının atıkları da ayrı bir sorun.

Bozulan doğa dengesinin tüm insanlığa zarar vermesi, hatta kimi söylemlere göre artık geri dönüş noktasının bile geçildiği bu ortamda, özellikle Almanya iklim alanında yeni "yatırım alanları" arıyor.

Almanya İşveren Yatırımcısı Danışmanı Roland Berger bu durumu "önümüzdeki salgınlık" olarak nitelendiriyor. (Ekonomi haftası gazetesi 22.1.2007) Bu durum özellikle yenilenebilir enerji kaynakları teknolojisinde dünyanın en fazla araştırma ve yatırım yapan ülke durumundaki Almanya için "gözde ihraç ürünü" olanağı yaratıyor.

Özellikle petrolün pahalı olması, "Clean Coal Teknoloji" yi şimdilerde gözde ihraç alanı durumuna getiriyor. Alman Merkez Bankası'nın bu yılki raporuna göre gelecek 15 yıl içinde "çevre tekniği" Alman sermayesinin kalbi olan araba endüstrisini geçecek ve ilk sıraya oturacak.


Geçtiğimiz yıl St. Petersburg'ta yapılan G-8 toplantısından...

http://garildi.cumhuriyet.com.tr/sayfa.cgi?w+30+/custra/custra2007/0706/04/t/j22.html